Talas Savaşı-Türkler Açısından Önemi


Türklerin İslam’la tanıştığı ünlü Talas Savaşı’nı mutlaka duymuşsunuzdur.Araplarla, Türklerin omuz  omuza Çinlilere karşı yaptığı bu muharebenin etkileri ise savaştan daha önemlidir.

Savaş

Çin’in o zamanki hükamdarı olan Tang Hanedanlığı’nın lideri Hivang-Çang o zamanki Taşkent’i ele feth etmek için hazırlıklara başlamıştı.Şaşkent o zamanlar Hanoğulları’nın elinde bulunuyordu.Sefer Çnliler açısından başarılı geçip Taşkent alındığında Bagatur-tudun (Taşkent’in hükümdarı) esir alılnarak Çin İmparatoru’na götürüldü ve öldürüldü.Yaklaşan savaşın sinyalleri verimiş oldu...Efsanevi Talas Savaşı.

Bagatur-tudun’un oğlu Tüen-en intikam için tüm türk boylarına haber saldı.Ama çağrıya çoğu boy cevap veremedi, çünkü Göktürkler yeni yıkılmış ve Türkler kendilerini daha toparlayamamıştı.Tüen-en Çinlileri tek başına yenemiyeceklerinin farkındaydı ve Araplardan yani o zamanki Abbasilerden yardım istediler.

Çağrıya cevap geldi ve Abbasiler Ziyad Bin Salih komutanlığında yardıma gedli.Birleşen iki ordu Çin üzerine yürüdü.Ama Çinliler bu durumdan çoktan haberleri vardı ve hazırlıkları tamdı.

100.000 kişilik Çin ordusu Talas’a geldi ve düşmanları da orda bekliyordu.Talas Savaşı başlamıştı. Savaş taürdü.Savaşın bitirişi darbesini son günde Kaluklar yaptı. Düşmanın tram arkasından dolaşarak ağır bir darbe indirdi ve Çinliler canlarını zor kurtararak kaçtılar.Savaş sonucu ise Çinliler için tam bir katliamdı.50.000 ölü ve 25.000 esir vardı.

Sonuçları

Talas Meydan Savaşı 3 ulus içinde önemli etkilere sahiptir.Öncellikle Çinliler, Orta Asya’yı rahat bırakarak uzun bir süre yaklaşık 1300 yıl boyunca Tiyenşan(Tanrı Dağları)’nın batı tarafıyla uğraşmadılar böylelikle Batı Türkistan biraz nefes alabildi.

Türk boylarından olan Karluklar ise zaferden 15 yıl  kadar sonra(766 yılında) , Orta Asya boyunca Rahat bir şekilde devletlerini kurup geliştirdiler.Abassiler ve Türkler arasındaki ticaret gelişmiş ve samimi bir dostluk da ortaya çıkmıştır.

En önemlilerden İslam Türkler arasında tanınmaya başlamış.Kendi dinlerine yakınlığından dolay İslam kolaylıkla benimsenmiş ve binlerce Türk İslam’ı dini olarak kabul etmiştir.

Türkler, Çinlilerden öğrendiği kağıt sanatını Araplara anlattı.Böylelikle ünlü Arap kağıtları Semerkand’tan Akdeniz ve Orta doğuya gitti sonra ise tüm dünyaya yayılarak kültüre büyük katkı yapmışlardır.Talas Savaşı bu açılardan Türk,İslam ve Çin tarihi için çok önemli bir muharebedir.


Afyon Savaşı-Eskiye Karşı Modern


1839da başlayan ve 3 yıl süren ismi “Afyon Savaşı” diye geçen olayın bir diğer ismiyle “Ok Savaşı” nedenini duyunca çok şaşıracaksınız. Adı üzerinde afyon.

Tabiki İşler bu kadar basit değildi.Afyon Savaşı Çin hükümetinin ülkeye kaçak olarak getirdikleri afyonun yasaklanması ve sert tedbirler alınmasından sonra İngilizlerin, Çin’e karşı başlattığı savaştır.

Savaş’ın Sebebi

19. yüzyılın başlarında Çin’e bişey satmak imkansızdı.Hükümetin uyguladığı ticaret politikası bunu engelliyordu ve ülkeyi bir Pazar sömürgesi olmaktan koruyordu.Çin’İn Kanton adlı Pazar yeri vardı.Yabancı tüccarlar sadece burada alışveriş yapabiliyordu.Genel olarak burdan çay satın alınırdı.Çinliler ise hiçbir şey satın almazdı çünkü Avrupalıların herhangi bir ürününe ihtiyaç duymazlardı ve para birimi olarak sadece gümüşü kabul ediyorlardı.19. yüzılın başlarında ise İngiliz tüccarlar ülkeye kaçak yoldan afyon sokmaya
başladılar.Bu bilinmeyen uyuşturucu büyük talep gördü ve çok süre geçmeden halkın yarısından fazlası afyon bağımlısı olmuştu.

Afyon Savaşı’nın çıkış sebebi ise Çin İmparatoru’nun bu olaydan rahatsız olup Kanton’daki tüm afyonları toplatılması ve yakılmasını emretmiştir.Kendi tüccarlarından bu işle uğraşanların hepsini astırmış ve bunun gibi sert politikalar uygulamıştır.İngiliz tüccarlar il başta elindeki afyon sandıklarını teslim etmek istememiş ama sonra İmparatorun işkenceleri yüzünden ellerindeki sandıkları teslim etmişlerdir.Bugünkü dğeri trilyonlarca dolar olan sandıkları.

Savaş

İngizlerin yanıtı gecikmedi.Bahane bulmak zor olmadı.Çinlilerin elindeki bir İngliz tutuklunun kendilerine iade edilmesi talebinin reddi üzerine Afyon Savaşı başlamış oldu.Savaş İngilizler için hiç mi hiç zor olmadı, çünkü Çinlilerde kılıç,ok ve basit misket tüfekler varken İngilizlerde moden tüfekler ve toplar vardı.Çok küçük bir birlikle savaşı İngilizler kazandı.

Savaşın Sonucu

1842’de biten savaşın sonucunda Nanking Antlaşması yapıldı.Bir yıl sonra’da Bogue Ek Antlaşmas yapıldı.Antlaşmanın şartları ağırdı.Yüklü bir savaş tazminatı, bazı limanları yerleşim ve ticaret için İngilizlere verilmesi ve İngilizlerin hukiki hakları.Savaşın sonunda diğer ülkelerde aynı hakları elde etmek için ülkeye gelmiştir.

Afyon Savaşı, Asya’daki tüm topluluklar için bir ders olmuştur ve nasıl hareket etmeleri gerektiği hakkında önemli bir ders olmuştur.Bu savaş hakkında bir film de çekilmiştir.







Qin Shi Huang

 Qin Shi Huang, belki kulağa klasik bir çinli ismi gibi gelsede günümüz Çin'in temellerini atan, Çin Seddi'ni tamamlayan ve 7 hanedanı dize getirerek merkeziyetçi bir
yönetim oluşturup Çin kültürünü pekiştiren kısacası Çin'in ilk imparatoru olan kişiden bahsedicez.

Çin tarihinin 2000 yıllık köle temelli toplum yapısından sonra M.Ö 221 yılında Qin(Çİn) Hanedanı(büyük ölçüde Qin Shi Huang ) Çin'İ birleştirerek tarihinde ilk olarak merkeziyetçi ve
oteriter feodal bir yönetim kurdu.Qin hanedanının doğuşu Çin tarihindeki yeri tartışılamaz derecede büyüktür.

Çin'in son Kölelik dönemi aynı zaman da savaşan devletler dönemi diye geçen M.Ö 222-M.Ö 55 yılları arasındaydı.Bu dönem içinde küçük ve birbirinden bağımsız küçük beylik
yapsındaki klanlar vardı.Bu beylikler zamanla birbirinin topraklarını ele geçirerek taihte "Yedi Güçlüler" adını verdikleri devletleri oluşturmuşlardır.İsimleri de
şunlardır:
*yan
*zhao
*qin
*wei
*qi
*chu
*han

Ama bunları arasındaki Qin Hanedanlığı diğer hanedanlıklardan hem tarımsal hem askeri gelişmelerle gücünü diğerlerinin üzerine çıkardı.Sonunda ise konumuzun adamı
Zheng, Qin Hanedanlığı'nın başına geçti.Qin Shi Huang isminin nereden geldiğine biraz sonra değineceğim.

22 yaşında hanedanın başına geçtikten sonra diğer 6 hanedanlığı topraklarına katarak stratejisi olan Çin'i birleştirmenin en temel adımlarını attı.Ying Zheng bir
yandan hanedanlığın sınırlarını genişletirken bir yandan da ele geçirdiği hanedanlıların en yetenekli insanlarını kendi hanedanlığında topluyordu.Bu olaya örnek vermek
gerekirse hanedanlığına, Han Hanedanlığı tarafından gönderilen casusu yakalayıp affetmesi ve üstüne ona kanal açma işi vermesidir.Casusun ismine itafen kanalın adı
"Zheng Guo Kanalı"dır ve bu kanal yardımıyla Qin Hanedanlığında bulunan yaklaşık 40 bin hektar verimsiz toprak işlenebilir hale gelmiştir.Bu çalışmayla birlikte Qin
Hanedanlığıın ekonomik ivmesi hızla artmıştır bu da yapılan fetih seferlerinde büyük rol oynamıştır.


M.ö 230-M.Ö 221 yıllarında 6 hanedanı topraklarına katıp Çin'i birleştiren Ying Zheng, ülkede tiranlık ile yönetilen ve merkeziyetçi bir yapı oluşturdu.Bu sayede Çin'in
ilk imparatoru ünvanını aldı ve adına "ilk imparator" anlamına gelen "Shi Huangdi" sıfatını aldı.Sonunda Qin Shi Huang yani ülkede uzun süre terör estirecek ve bir yandan da
ülkenn temellerini atıcak kişi doğmuş oldu.

Qin Shi Huang'in Çin'i tek hanedanlık altında toplaması dediğimiz gibi Çin tarihinde önemli derecede yeri vardır.İlk imparator'un siyasal alanda yaptıkları devrimlerden örnek vermek
gerekise "Fenferg Sistemi" yani imparator öldükten sonra veraset yoluyla ülke topraklarının çocuklarına parçalanması'nın yerine "Jun Xian Sistemi" yani toprakları kısımlara
ayırarak yönetme biçimini getirmesidir.Bu sistemle birlikte ülke toprakları 36 şehire onlarda ilçelere ayrıldı ve burda yönetime gelen kişileri bizzat imparator görevlendirir
ve görevden alırdı.Bunla birlikte geleneksel babadan oğula devretme sistemi kalkmış oldu.Qin Hanedanı tarafından başlatılan bu merkeziyetçi yönetim biçmi ondan sonra
2000 yıl süren feodal rejimde varlığını devam ettirmiş ve ülke yönetiminde kökleşmiştir.Hatta günümüz Çin'indeki çoğu şehrin ismi 2000 yıl kadar önce Qin Hanedan'ı tarafından verilmiştir.

Qin Shi Huang'ın Çin'i tek bir hanedanlıkta toplamasının bir diğer olumlu sonucu ise Çin yazısının birleştirilmesiydi.Çin'de her hanedanın farklı alfabesi vardı.Bu
alfabelerde çok büyük farklılıklar yoktu sonuçta hepsi aynı kökenden geliyordu ve yazılış şekilleri arasında büyük benzerlikler vardı ama bu bile iletişim ve kültürün
genişlemesi gibi durumlarda önemli sıkıntılar doğuryordu.İmparator  bu işe de el atarak kendi hanedanlığında kullanılan "Xiao Zhuan" yazısını ülkenin resmi yazısı
haline getirdi.Bu olay, Çin kültürünün devamlılığı ve Çin tarihinin oluşumu konusunda öngörülemez bir katkı sağladı.

Qin Shi Huang ölçüleri standarta oturtma konusunda da çalıştı çünkü bu olay ülke ekonomisinin ilerlemindeki faktörünün oldukça farkındaydı.Ayrıca ülkede para ve yasa
konularını da birleştirdi, hem merkeziyetçi politikayı sağlamlaştırdı hem de ülke ekonomisine çağ atlattı.

Çin İmparatoru'nun terör estirme olayına gelirsek başlıca düşünce terörü vardır.Felsefe alanında tianlığını korumak isteyen imparator M.Ö 213 yılında kendi hanedanlığı
olan "Qin Tarihi" dışında tüm kitapları ve en önemlisi ise Konfüçyus'un tüm eserlerini yaktırdı.Kitapları saklayan keişileri astırdı, işkence yaptı.

Ayrıca Çin Seddi'ni kuran kişi olarak da bilinen Qin Shi Huang'ın amacı hunlar ve Moğollar başta olmak üzere ülke kuzeyinde bulunan azınlık ulusların saldırılarından
korunmaktı.Bunun için başta Zhao, kendi beyliği olan Qin ve Yan gibi hanedanlıklar tarafından inşa edilmiş surları onararak efsanevi Çin Seddi'ni oluşturmuştur.

Ama her insanın içinde olan ölüm korkusu İlklerin imparatoru  için biraz farklıydı.Başa geçer geçmez kendi mezarını hazırlatan imparator dünyanın en büyük
mezarını inşa ettirdi.Mezar toprak askerler denilen kilden yapılmış asker heykelleri ile korunuyordu.Bu inşa için yaklaşık 700.000 köle çalıştırıldığı söylenir.Bu mezar
ve askerler dünyanın 8. harikası olarak kabul edilir ve dünya mirasları listesinde yerini almıştır.


Qin Shi Huang belki zalim olabilirdi belki de devrimci ama kesin olan şu ki bugünkü Çin'i ulusallaştıran ve bir ülke haline getiren de yine kendisidr.

Toprak Askerler-2000 Yıllık Antik Koruyucular


 Bundan 2000 yıl önce Toprak Askerler, Çin’i ilk birleştiren imparator Qin Shi Huang tarafından ölümsüzlük isteği sayesinde yapıldı ve bunda da başarılı oldu.

Qin Shi Huang, hanedanın başına geçtiği andan itaberen yani 19 yaşında kendi mezarını yapılmasını emretti. Yaklaşık 40 yıl süren mezarlık Qin Shi Huang Ölümünden sonra bile bitmemişti.Yaklaşık 700.000 kişi çalıştığı sanılan devasa anıt mezarlığın ismi imparatorun ismiyle aynıdır Qin Shi Huang Mezarlığı’dır

Mezar yaklaşık 50 kilomatrekare büyüklüğündedir, içinde evler, dereler ve köprüler vardır.Yani tam anlamıyla bir yer altı şehridir.Aynı zamanda dünyanın 8. harikası olan bu yeraltı mezarlığı ve içindeki eserlerin şans eseri gün yüzüne çıkması ise apayrı bir olaydır.Bu eserlerin şüphesiz en ilginci Terrakotta Ordusu diye bilinen toprak askerlerdir.

Bulunuşundan bahsetmek gerekirse çok önce değil 1974 yılında mezarın yakınlarında yaşayan köylülerden biri kuyu açmak ister.Sonucunda ise krık çömlekler ve anlam veremediği  heykeller bulurlar.Köylüler bu durumu fazla önemsemezler ama yrel bir arkeolog durumun farkına varıp hemen Kültür bakanlığına haber verir.500 toprak askeriyle, 18 tahtadan yapılma savaş arabası ve görkemli 100 den fazla bronz at heykeliyle Qin Shi Huang’ın yeraltı şehri keşfedilmiş olur.

Daha önce bahsettiğimiz gibi bunlardan en ilginci ise taş askerlerdir.Hepsinin yüzü farklıdır ve hemen hemen hepsinin boyları 1.80 civarındadır.Yüzlerinin gerçek insanları gösterdiği hakkında kanıtlanamamış bir rivayet vardır.Ama heykellerdeki ustalık Qin Hanedanlığı’nın sanattaki üstünlüğünü gösterir.

Qin Hanedanlığının yeraltı şehri tüm dünya tarafından hayranlık duyularak beğenilir.Hatta bazı ülkelerin liderleri bile Çin’e ziyarelerinde buraya uğruyor.Eski Birleşik Devletler başkanı Ronald Reagan bu görkemli şehir ve toprak askerler için”insanoğlunun gerçek bir mücizesi” demiştir.

Martin Luther-Bir Papazın İsyanından Devrime


 
                Martin Luther, 10 Kasım 1483 ve 18 Şubat 1546 yılları arasında yaşamış olan üniversite profesörü Alman bir keşiştir.

Martin Luther’in Keşiş Olmaya Karar Verdiği An

                Almanya’nın Eisleben kentinde dünyaya gelen Martin Luther, eğitimini Erfurt Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Yağmurlu bir günde ailesinin yanına ziyarete giden Papaz, ziyaretten geri dönerken Erfurt yolunda yıldırım tarafından çarpılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bu olay Martin’in birçok şeyi düşünmesine neden olmuştur. Bu düşünceleri sonrasında ise keşiş olmaya karar verir.

                21 yaşında keşiş olmaya karar veren Martin Luther, ilk olarak Aziz Augustin tarikatına bağlı olan bir manastıra giderek ilahiyat eğitimi almaya başlar. Aldığı eğitimler sonucunda aynı yıl rahip olmayı başarır. Bundan bir yıl sonrada Wittenberg Üniversitesi’ndeki doktorasını bitirir ve burada ders vermeye başlar.

Martin Luther’in Başını Ağrıtan Olay

                Ünlü din adamı, Wittenberg Üniversitesi’nde ders verdiği yıllarda Roma tarafından görevlendirilen Dominiken keşişlerinden Johann Tetzel, Wittenberg çevresinde endüljans satışı yapıyordu. Kendisi ise manastırdaki yıllarından beri bu uygulamayı soruşturmaktaydı. Tüm araştırmalarını ve incelemelerini tamamladıktan sonrada endüljans hakkında bir eleştiri yazdı. “Endüljansın Kuvvetine Dair Tezler” adını taşıyan ve 95 tane maddeden meydana gelen bu metin, 31 Ekim 1517 yılında Martin Luther tarafından piskoposlara gönderildi. Metinle birlikte bir de mektup gönderen Papaz, mektubunda endüljans hakkındaki vaazların daha sağlam bir zemine oturtulması gerektiğini söyledi.

                Yıllar sonra yayılan bir rivayete göre Martin Luther’in bu tezleri Üniversite panosu sayılan Wittenberg Saray Kilisesi’nin kapısına astığı söylenir. Ancak bu rivayet halen kanıtlanamamıştır. Rivayet doğru olsun ya da olmasın bu tezler Almanya ve çevresine çok hızlı bir şekilde yayılmış ve endüljans satışlarında büyük düşüler meydana gelmiştir. Bu olayda reformasyon hareketlerinin başlamasına neden olmuştur.

                Yaşanan bu olaylar sonrasında 1518 yılında Roma, Luther’in fikirlerine karşı çıktı ve papalık davası açmaya karar verdi. Bu davada yargılanan Papaz, papa tarafından aforoz edildi. Afaroz nameyi halk arasında yakan Luther, İmparator Maximillian tarafından dinden çıkmış, sapkın olarak ilan edildi. Luther, tüm bu suçlamalara cevap vermesi için Roma’ya çağrıldı. Ancak o, yaşadığı olaylardan dolayı Roma’ya gitmedi. Bunun yerine Augsburg’ta bulunan Kardinal Cajetan’a ifade verdi. Luther’i dinleyen Cajetan, Papaz’a  fikirlerinden vazgeçmesini ve Kilise’ye yaptığı saldırıları bırakmasını istedi. Bu istekleri üzerine Luther’de tekrar Wİttenberg’e döndü. Din adamı burada Saksonya dükü tarafından korundu. Papa düke onu sürgüne yollamasını söylese de dük bunu kabul etmedi. Burada biraz daha düşünme fırsatı bulan Martin Luther bazı görüşlerinden vazgeçerek Papa’ya bir özür mektubu yazdı. Daha sonra ise Ingolstadt Üniversitesi’nin rektörü Johann Eck ile beraber endüljans hakkındaki bir münazaraya katıldı.

Martin Luther’in Yükselişi

               
 Papa, 15 Haziran 1520’de Martin Luther’i tekrar aforoz etti. Ekim ayı gibi papanın bu bildirisi Luther’in eline geçti ancak Erfurt Üniversitesi’nin öğrencileri bu bildiriyi yırttılar. Tüm olayı gören üniversite yetkilileri bu olaya hiçbir müdahalede bulunmadılar. Bu arada ise Luther en meşhur kitabı sayılan “Hristiyan Kişinin Özgürlüğü Üzerine” adlı kitabını yayımladı. Onun düşüncelerini yansıtan bu kitabın özünde ise özgürlük yatmaktaydı.


                Bu gelişmeler üzerine ünlü din adamı, 1521 yılında İmparator V. Charles tarafından Worms’a ifade vermek için çağrıldı. Kurula ifade vermek için yola çıkan Luther, Erfurt, Eisenach, Gotha ve Frankfurt gibi yerlerde vaazlar vererek Worms’a büyük bir kalabalıkla birlikte geldi. Kurul, Martin Luther’den kitaplarda yazdığı sapkın fikirlerinden vazgeçmesini istedi. Luther bu isteği reddedince kurul sonuç alamadan dağılmış oldu.

                Almanya’da karışıklıkların yaşandığı bir yılda köylüler  Martin Luther’in öğretilerini göz önüne alarak ekonomik koşullarını iyileştirmeye çalıştılar.

Son Söz

Daha sonraki yıllarda eski bir rahibe ile evlenen Papaz, bundan sonraki hayatında ayinler yaptı. Hıristiyanlığı korumak gerektiğini savunan kitaplar yayınladı. Ayrıca yazdığı kitaplarla Papa’ya büyük bir darbe vurdu. 17 Şubat 1546 yılında kalp ve böbrek yetmezliği sonucu hayatını kaybetti.


                Martin Luther’in yayınladığı maddeler savaşların başlamasına ve reformların oluşmasına neden oldu. O zaman kadar Avrupa’da tek güçlü mezhep olan Katolik mezhebi yavaş yavaş bölünmeye başlamış oldu.

Agincourt Savaşı-Yorgun ve Bitkin Henry’nin Orduları İnanılmazı Başardı


Agincourt Savaşı 25 Ekim 1415 yılında Fransa ve İngiltere arasında yaşanmış olan bir savaştır. Savaşın üzerinden yedi yüzyıl geçmesine rağmen ününü hala korumaktadır.

Yavaş Yavaş Agincourt Savaşına Doğru Atılan Adımlar


                V.Henry, küçük fakat donanımlı ordusuyla beraber büyük umutlar besleyerek Southampton Water’dan yola çıktılar. Harfleur’u ele geçirmişler ve sonrasında ise ani bir saldırı ile Fransa’yı savaşın eşiğine soktular. Dindar Henry, savaşta alınacak galibiyetin tanrının onu gözettiğinin bir göstergesi olduğunu düşünecekti. Ordusu güçlü olsaydı bu dedikleri doğru olabilirdi ancak Harfleur kuşatması bile düşünülenden daha uzun sürmüştü. Ayrıca ordu içinde yaşanana dizanteri hastalığı sonrasında birlikler neredeyse dağılma noktasına kadar gelmişti. Harfleur’un bu kadar direnmesinde elbette savunmada oldukça etkili olmuştu. Bunda en büyük övgüyü ise garnizon lideri Raoul de Gaucourt hak etmekteydi. Uzun süren savaşın ardından nihayet Harfleur ele geçirildi.

                Normal şartlarda Henry’nin Harfleur’u ele geçirmesinden sonra başka yerlere sefer düzenleme fikrinden vazgeçmiş olması gerekirdi. Ancak durum böyle olmadı. Ayrıca tüm parayı harcayıp geri dönmekte bir başarıl sayılmazdı. Şehir ele geçirildikten sonra uzlaşmacı bir tutum izlemekten uzak duran
Henry, askerlerine toplanmalarını emretti. Toplanan askerler 150 kilometre gibi bir mesafeyi 8 günde geçmek zorundaydılar. Toplanan askerlerin 8 günde hedeflenen noktaya varabilmeleri için Somme’yi geçmeleri gerekmekteydi. Ancak Fransızlar tarafından geçitlerin tutulması bu planı biraz aksatacak ve Agincourt Savaşı'nın yaşanmasına neden olacaktı. Henry’nin kendisine yeni kestirme bir yol bulması gerekmekteydi. Geçitler tıkanınca bulunan yeni yoldan gitmek on sekiz gün sürecekti. Bu hem yiyecek sıkıntısı hem de yorgunluk anlamına gelmekteydi. Fransızlar ise istedikleri gibi İngilizleri tuzağa doğru çekiyorlardı. Sonunda Henry’nin o küçük ordusu 1415 yılında Agincourt düzlüğünde Fransızlar ile karşı karşıya kaldı. Agincourt Savaşı olarak bilinen bu savaşta tahminen 6.000 İngiliz 30.000 Fransız’la karşı karşıya kalmıştır.

Savaşın Akışı

               
Agincourt Savaşı'nda Fransızların ve İngilizlerin karşı karşıya gelmesinden sonra Henry, kendisine ve ordusuna çok fazla güvenerek ordularına hücum emri verir. Hücuma başlayan Henry’nin ordusu balçığa dönen tarlada güç bela hareket eder. Çünkü tarlada buğday ekilidir ve bir gece öncede yağmur yağdığı için tarla hareket edilmeyecek kadar çamurla kaplanmıştır. Bu nedenle birlikler çok yavaş hareket etmektedir. Fransız birlikleri de karşı saldırıya geçince Henry’nin okçuları müdahalede bulunarak ok yağmuru başlatmışlardır. Agincourt Savaşı'nda kullanılan oklar ise birçok tarihçiye göre oldukça kaliteli ve sağlam oklardan oluşmaktaydı.

Fransızlara Zor Anlar Yaşatan Çamur

                Agincourt Savaşı sırasında savaş alanının çamurla kaplı olmasından dolayı Fransızlar oldukça zor anlar yaşarlar. Çamurda daha fazla ilerleyemeyen Fransızlar yoruldular ve arkadan gelen birliklerinde önünü tıkadılar. Ayrıca oklara karşı tedbir alamadıkları içinde savunmasızlardı. İngilizler ise Fransızlara oranla daha özgür bir şekilde hareket edebiliyorlardı. Tüm bunlar göz önüne alındığı zaman Fransızlar Agincourt Savaşı'nda oldukça fazla kayıp verdiler. Hatta soyluların da bu savaşta hayatlarını kaybetmesi sonucu birçok ünlü Fransız bir anda yok olmuş oldu.

V.Henry’nin Büyük Başarısı

               
           
Köşeye sıkışan ve yapacak bir şey bulamayan Fransızlar ağır kayıplar vermeye başladı. Özellikle Henry’nin ön saflarda ilerlemesi ve Fransız şövalyelerini etkisiz hale getirmesi, Fransızların ilerleyişini oldukça yavaşlatmıştı. Savaşın gidişatında ve Fransızların büyük kayıplar vermesinde Henry’nin büyük katkısı bulunmaktaydı. Agincourt Savaşı'ndan sonra adaletli bir kral olduğunu herkese kanıtlayan Henry, Kral Charles’ten sonra tahta geçecek diye düşünülüyordu. Ancak ölümü Kral Charles’ten önce olunca bu hayali gerçekleşemedi.

Mansa Musa-Gelmiş Geçmiş En Zengin Adam


Mansa Musa (hükümdarlık 1312-1337),  günümüz değeriyle 400 milyar dolarlık bir servetle dünyanın bugüne kadar gördüğü en zengin hükümdardır.Yaklaşık 60.000 kişilik Hac kafilesiyle gittiği her yerde parayı savurgan br şekilde harcamış ve sadece yol üzerinden geçerken Mısır’ın 12 yıllık ekonomisini düzeltmiştir.Biliyorum hikayesini merak ediyorsunuz o zaman hemen başlayalım.

Mansa Musa kimdir?

Genelde Afrika tarihi hakkında fazla bilgi verilmez sanki orada herhangi bir ülke kurulmamış, ticaret yapılmamış imajı insanlarda yerleşiktir.Ama bunun tersini hem Avrupa’ya hem İslam Alemi’ne kanıtlayan kişi Mali Kralı Mansa Musa’dır.

Mali ve çevresindeki altın yatakları sayesinde inanılmaz bir servete kavuşan Sultan aynı zamanda dindar bir Müslümandır. Küçük yaşta yanlışlıkla annesinin ölümüne  sebep olan Mansa Musa bu yüzden asla kendini affetmemiştir.Bu yükün altından kalkmak için sürekli oruç tutmuş, hayır işlerine büyük önem vermiş ve en önemlisi din alimlerinin tavsiyesiyle Hz. Muhammed (S.A.V) ‘ın mezar-ı şerifine büyük bir Hac düzenlemiştir.Bu kafilede 2000 ton altın,80 deve, 500 den fazla köle, cariyeler de dahil olmak üzere 60.000 kişidir.Bu neredeyse bir orduya eşittir.

Mansa Musa’nın Seveti

Mali Sultanı’nın servetinin kaynağı ilk başta tuz ve altındı.Yaptığı seferler de Mali için büyük servet kaynağı olmuştur.Ülkenin sınırları doğuda bakır madenleriyle ünlü Nijer’e, batıda Tekrur’e, güneyde ormanlık bölgesiyle Volta Calon’a ve en önemlisi kuzey kısımdaki Sahra’nın tuz madenlerine uzanıyordu. Mansa Musa akıllı oynamıştı.


Efsanevi Hac

Sultan annesinin ölümünden sonra bu günahı için büyük bir hac yolculuğu kararı almıştır ve gücünün doruğunda olan ülkeden  bir fermanla altın ve erzak talep etmiştir.Ülkenin başına da oğlu Muhammed’i bırakan Mansa Musa 60.000 kişilik dev kafilesiyle yaptığı dev sefer başlamış olur.

Hac sırasında eğer kafile  bir şehirde durursa Mali Sultanı oraya bir cami yaptırdı.Bir gün yolu o sıralar Kahire’ye hükmeden Memlük Sultanı’nın da huzuruna çıkar.Protokol gereği Memlük Sultanı’nın önünde eğilmesi gerekiyordu. Mansa Musa’nın cevabı ise aynen şöyleydi”Ben ancak Allah’ın huzurunda eğilirim.”.Orda Memlük Sultanı’na çok değerli hediyeler ve hazineye bol miktarda altın bağışlayarak ayrılmıştır.

Memlük Sultanı, bu yabancı diyarlardan gelen konuğuna ve altınlarına hayran kalıp ona Mısırda kalığı süre boyunca bir saray tahsis etmiştir.Mansa Musa ve hac kafilesi’nin Mısır’da kalışı ise ayrı bir olaydır.Mali Kralı  ve halkı yaptıkları tüm alışverişlerde kat kat daha fazla para vererek, sürekli hayır işleri yaparak bir anda ülkede enflasyona sebep olmuştur.Ülkede bir anda altının değeri düşmüştür.12 yıllık dönem boyunca ekonomi böyle kalmıştır.Bu duruma Venedikli tüccarlar bile ülkelerine yazarak Mali Krallığı’nın yeni bir ticaret merkezi olacağını duyurmuşlardır.

Mansa Musa yolculuğuna devam ederken geçtiği yerlerden Hac için gittiği yerlerden hacılar için topraklar ve mülkler satın almıştır.Sonunda Mekke’ye gelen Sultan bir yandan geliş amacını yerine getirirken bir yandan da halkı ve hacıları sevindirmiştir.

Dönüş yolunda talihsizlik Malilileri vurmuş ve Bedeviler tarafından saldırıya uğramışlardır.Parasız kalan Mali Kralı eve dönebilmek için, Mısır tefecilerinden borç almak zorunda kalmış ve döndüğünde kat ve kat fazlasıyla ödemiştir.


Son Söz

Bu hac seferini birçok olayı tetiklemiştir.İlk başta Afrika, Avrupa tarafından tanınmıştır.Mali Kralı’nın ölümünden 2 yıl sonra Angelina Dulcert tarafından çizilen bir haritada resmedilmiştir.Esas popüler olan, Mansa Musa’nın elinde bir altın parçası ve ve altın bir asayla 1375 yılında Abraham Cresques tarafından çizilen Catalan Atlası’ndadır.

İslam ülkeleriyle yapılan ilişkiler sonucu ticaret canlanmıştır.Yaptırdığı camilelerle Afrika cami mimarisinin temelleri atılmıştır.İnancına bağlılığı ve başka dinlere saygısıyla örnek bir insandır.

İşte Mansa Musa’nın dünyanın gelmiş geçmiş en zengin adamının öyküsünün bir kısmını anlattım, okuduğunuz için çok teşekkür ederim.



Turan Taktiği-Zor ama Kesin

Turan taktiği
Turan taktiğini hepimiz okul yıllarında mutlaka tarih derslerinde en az bir kere duymuşuzdur yada eşanlamlıları olan hilal taktiği veya kurt kapanını.Şimdi ise ayrıntılı bir şekilde nasıl yapıldığından bahsedeceğim.

Turan taktiği 2 kademeli yapılırdı.İlki sahte bir geri çekilme olan “sahte ricat” diğeri ise düşmanın çembere alınıp yok edildiği “pusu”.Bu tarihte Türklere mal edilmiş bir savaş alanı stratejisidir.

Nasıl yapıldığına gelecek olursak ilk başta ordu üç parçaya ayrıldı.Bunlar aynı bir hilali andıracak şekilde konumlanan merkez,sol ve sağdır.Savaşın ilk başlarında merkezdeki askerler ilk başta sahte bir saldırı yapar ve sanki mağlup olmuş gibi geri çekilirlerdi.Bu geri çekilme esnasında ise düşmanına daha fazla zarar vermek amacıyla at sırtında ok atmak taktiğinin bir parçasıydı.Düşman bu pusu taktiğini yerde kaçan merkezi takip ederse biraz daha geriden gelen sağ ve sol tarafından çembere alınıp mağlup edilirlerdi.

Turan taktiği şeması
Turan taktiğindeki merkez kısmı ordunun içinden özenle seçilirdi.Geri çekilme esnasında sağ ve sol, kaçan merkez arasına mesafe koyardı ama tamamen kopmazdı.Merkezdeki süvariler düşmana vurkaç şeklinde saldırılar ve düşman kendi ordusu bölünmesin diye gücünü merkeze yoğunlaştırırdı.Bu da biraz daha geride bekleyen sağ ve sol için bir saldırı sinyaliydi.Düşmanın açık kalan kanatlarına hızlıca kapanarak, çember şekline gelirlerdi.Merkez ise bunu görür ve vurkaçı bırakırdı ve rakip kendisini 4 taraftan kuşatılmış bir cehennemin içinde bulurdu.

Hilal taktiğinin  bir zor ise tarafı gerçekleştirilmesi oldukça zordur ama yapıldığı zaman ise kesin olarak o savaşı galibiyete götüren bir taktikti.Türklerin tarih boyunca kullandığı bu taktik genellikle ordu, rakip ordudan sayıca az ise yapılırdı.


Alp Arslan ve Kanuni Sultan Süleyman turan taktiğinin en güzel örneklerini yaptıkları savaşlarda göstermişlerdir.